RAHİM KANSERLERİ

Rahim kanserleri, tıbbi adı endometrium olan rahim iç tabakasından çıkan kanserlerdir. Meme kanserinden sonra kadın kanserleri içerisinde ikinci en sık görüleni olup kadınlarda görülen tüm kanserlerin % 6’sını oluşturur. Erken teşhis konulduğunda yüksek oranda tedavi edilebilen bir kanserdir.

Risk Faktörleri Nelerdir?

  • Östrojen hormonu (özellikle estrone sulfate gibi konjuge östrojenler) kullanımı,
  • Meme kanseri nedeniyle Tamoksifen kullanımı. Ancak burada risk bir yılda binde 2’den azdır.

Belirtileri Nedir?   

  • Adet dışı kanamalar,
  • Zor ya da ağrılı idrar yapma,
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı,
  • Kasıklarda, karında ağrı

Tanı Nasıl Konur, Hangi Tetkikler Yapılır?

Tanı endometriumdan alınan biyopsi ile konur. Bu amaçla D&C uygulaması yani rahim ağzının genişletilmesi ve kürtaj operasyonu yapılabilir.

Evreleri:

Hastalığın genel olarak 4 evresi vardır. Evre 1’de kanser sadece rahimdedir, evre 2’de rahim ağzına yani servikse ilerlemiştir. Evre 3’de hastalık vajinaya, rahim dışına ve komşu lenf düğümlerine geçmiştir. Evre 4’de ise hastalık mesane, barsak ya da vücudun başka organlarına sıçramıştır.

Tedavisi Nasıldır?

Tedavisi esas olarak cerrahidir. Rahim, serviks ve komşu lenf düğümleri tümüyle çıkarılır. Erken evrelerde cerrahi sonrası koruyucu radyoterapi uygulanır. Evre 4’de, radikal cerrahi yapılamayan durumlarda radyoterapi, hormon tedavisi (progesteron preparatları) veya kemoterapi uygulanır.

Kadınlara Öneriler:

  • Düzensiz adet kanamalarınız varsa mutlaka bir kadın doğum uzmanına muayene olunuz.
  • Eğer meme kanseri hastası iseniz ve tedavi ya da nükslerden korunmak için Tamoksifen ilacını kullanıyorsanız, ilacınızı kesmeden, düzenli olarak her yıl kadın doğum uzmanına kontrollere gidiniz ve rahim iç tabakası (endometrium) kalınlığını ölçtürünüz. Onkoloğunuz gereğinde ilacınızı değiştirecektir.
  • Doktorunuza danışmadan kesinlikle hiçbir östrojen hormonu ilacı kullanmayınız.

PANKREAS KANSERİ

Pankreas, midenin arkasında, omurganın önünde yer alan, yaklaşık olarak 15 cm uzunluğunda bir organdır. Esas olarak iki farklı ve önemli işlevi vardır; on iki parmak bağırsağına yaptığı salgısı ile sindirime yardımcı olmak, kana verdiği hormonları ile (insülin, glukagon v.b.) kan şekerini düzenlemek. Birinci grup görevi üstlenen hücrelerden oluşan kanser en çok bilinen pankreas kanseri olup adenokanser yapısındadır. Hormon salgılayan hücrelerden oluşan tümörler ise insülinoma, glukagonoma gibi endokrin pankreas tümörleridir, bunlar daha az sıklıkta görülür ve adenokanserlere göre daha yavaş seyirlidir. Bu yazıda pankreas adenokanseri hakkında bilgiler yer almaktadır.

Pankreas Kanseri Risk Faktörleri:

İleri yaş (60 ve üzeri), sigara alışkanlığı, uzun süren şeker hastalığı, kronik pankreatit ve obezite bilinen belli başlı risk faktörleridir. Ayrıca genç yaşta ortaya çıkan vakalarda kalıtımın önemli bir yeri vardır. Alkol konusu tartışmalıdır; aşırı miktarları (günde 4 kadeh ve üzeri) öncelikle kronik pankreatite zemin hazırlayarak riski arttırabilir.

Belirti ve Bulgular:

Pankreas kanserlerinde en sık görülen belirti ve bulgular sarılık, şiddeti giderek artan kuşak tarzında karın ağrısı, iştahsızlık, yorgunluk ve açıklanamayan kilo kaybıdır. Sarılık, safra kanalının tümör tarafından baskısı nedeniyle tıkanmasına bağlıdır; hastalarda bazen inatçı kaşıntılar görülür.

Tanı Nasıl Konur?

İyi bir fizik muayenenin ardından laboratuar tetkikleri, tüm karın bilgisayarlı tomografisi, gereğinde MR görüntüleme pankreastaki kitleyi ortaya çıkarır. Pankreas adenokanserinde kanda, tümör belirteci olarak CA 19-9 yükselebilir. Safra kanalının tıkanıklığı özel bir endoskopi tetkiki olan ERCP işlemi ile gösterilebilir. Ayrıca bu işlem sırasında kanal içine stent denilen ince bir kateter yerleştirilerek safranın barsağa akması sağlanır; sarılık ve buna bağlı kaşıntı giderilir. Kesin tanı kitleden parça alınması yani biyopsi ile konur.

Tedavisi Nasıldır ?

Eğer hastalık sadece pankreasta ise, karaciğer ya da başka organlara yayılmamışsa esas tedavisi cerrahidir (Whipple ameliyatı). Tümörlü pankreas bölgesi çevre dokuyla birlikte çıkarılır. Ameliyat sonrası koruyucu ilaç tedavisi (adjuvan kemoterapi) veya ilaç ve ışın tedavisi bir arada (kemoradyoterapi) uygulanabilir. Avrupa ülkelerinde kemoterapi tercih edilirken A.B.D.’de daha çok kemoterapinin radyoterapi ile birlikte uygulanması tercih edilmektedir. İlerlemiş, başta karaciğer olmak üzere diğer organlara yayılmış vakalarda tedavinin esas amacı hastaları rahatlatmak, şikayetlerini gidermektir. Kemoterapinin yanı sıra ağrıyı gidermek ve beslenme desteği sağlamak esastır. Pankreas kanserinde de son yıllarda umut vaad eden ve yan etkileri az olan hedefe yönelik biyolojik ilaçlar (erlotinib gibi) yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştır.

Pankreas Kanserinden Vefat Eden Bazı Ünlüler:

Ünlü İtalyan Tenor Luciano Pavarotti (72) , İtalyan aktör Marcello Mastroianni (72), aktris Anna Magnani (65), Amerikan aktör Michael Landon (54) (Küçük Ev dizisinde oynamıştı), ünlü Avusturya’lı ve Nobel ödüllü fizikçi Wolfgang Pauli (58), ünlü Amerikan ekonomist W. Adams (76), Hint sinemasının klasiklerinden Avare filminin ünlü yıldızı Nergiz (51) ve Türk-Amerikan müzik prodüktörü Arif Mardin (74) pankreas kanserinden vefat etmişlerdir.

OVER (YUMURTALIK) KANSERLERİ

Over yani yumurtalık kanserleri kadın kanserleri içinde meme ve rahim kanserlerinden sonra üçüncü sırada en çok görülen bir kanser tipidir. Vakaların yarıdan fazlası 65 yaşın üzerinde görülür. Yumurtalıklardan değişik türde kanserler oluşabilir, burada epitel kökenli kanserlerden bahsedeceğiz.

Risk faktörleri nelerdir?

Yumurtalık kanseri oluşmasında en önemli risk faktörü aile öyküsüdür. Yani kişinin birinci veya ikinci derece akrabalarında daha önce bu kanserin bulunmuş olmasıdır. Birinci derece akrabalar anne, kız kardeş veya kişinin kızıdır. Büyük anne, hala ve teyzeler ikinci derece akraba sayılır. Aile bireylerinde meme ve kolon kanseri olması da bir risk faktörüdür.

Yumurtalık kanserlerinin % 5-10 kadarında kalıtımın büyük rolü vardır. Son yıllarda yapılan genetik çalışmalar bu kanserlerin oluşmasında BRCA-1 genindeki bozulmaların rolü olduğunu göstermiştir. Bu bozukluğun saptandığı kadınların bir kısmı, eğer çocuk sahibi iseler, özellikle yurt dışında, koruyucu olarak, 35 yaşından sonra sağlam yumurtalıklarının ameliyatla çıkarılması için hekimlere başvurmaktadır. Bu işlemin koruyucu etkisi henüz bilinmemektedir.

Belirtileri Nedir?

Hastalığın erken evrelerinde genellikle tipik bir belirti yoktur. Belli belirsiz karın ağrıları, karında şişme ve huzursuzluk, nefes darlığı gibi belirtiler olabilir. Hastalık ilerlediğinde bu şikayetler artar.

Tanı Nasıl Konur, Hangi Tetkikler Yapılır?

  • Her şeyden önce çok iyi bir jinekolojik muayene yapılması gerekir. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından tüm jinekolojik organların ayrıntılı muayenesi yapılır.
  • Ultrason tetkiki muayene esnasında yapılabilen ve oldukça önemli bilgiler veren bir incelemedir.
  • İç organların ayrıntılı görüntülerini elde etmek için bilgisayarlı tomografi yapılır.
  • Gereğinde böbrekleri daha iyi inceleyebilmek için IVP tetkiki, kalın bağırsakları inceleyebilmek için lavmanlı kolon grafisi de yapılabilir.
  • CA-125 tetkiki: Bir kan testidir. Kanda CA-125 miktarının yüksek çıkması yumurtalık kanserinin bir işareti olabilir.
  • Kesin tanı ameliyat esnasında biyopsi ile konur.

Hastalığın Evreleri (Aşamaları) Nelerdir?

  • Evre I: Hastalık sadece yumurtalıklardadır, komşu ya da uzak başka bir organa geçmemiştir.
  • Evre II: Kanser, yumurtalık dışında rahim veya tüplere de geçmiştir.
  • Evre III: Hastalık karın içine yayılmıştır, karın zarını ve lenf düğümlerini tutmuş olabilir.
  • Evre IV: Hastalık karaciğere ve diğer organlara sıçramıştır.

Tedavisi Nasıldır?

Esas tedavisi ameliyattır. Çoğunlukla rahim ve her iki yumurtalığın birlikte çıkarıldığı TAH+BSO ameliyatı yapılır. Burada önemli olan husus, yumurtalık kanseri ameliyatı yapılırken, ameliyat esnasında cerrah tarafından tüm karın boşluğunun incelenmesi, karaciğer ve tüm karın organlarının gözlenmesidir. Lenf düğümü örneği alınması, karın içi yıkantı suyunun alınıp incelenmesi esastır. Bunların yapılmadığı bir ameliyat eksik yapılmış olur. Yeterli bir ameliyat hem iyi bir evrelemeye imkan verir, hem de hastalığın tekrarlama riskini azaltır.

Evre I vakaların bir kısmında, evre II, III ve IV vakaların hemen tamamında ameliyattan sonra kemoterapi yapılır. Koruyucu kemoterapi yaklaşık olarak 6 ay sürer. Bazı merkezlerde kemoterapi, ilaçların karın boşluğu içine verilmesi şeklinde (intraperitoneal kemoterapi) uygulanmaktadır.

Yumurtalık kanserlerinde kemoterapiden sonra bazen karın içinde tümör kalıntısı olup olmadığını anlamak ve yeni tedavilere karar verebilmek için ikinci, üçüncü kez ameliyatlar yapılabilir.

Kadınlara Öneriler:

  • Eğer ailenizde, yakın akrabalarınızda yumurtalık, meme ve kalın bağırsak kanseri geçirenler varsa siz de mutlaka doktora muayene olunuz ve sizden istenen gerekli tetkikleri yaptırınız.
  • Eğer sizde yumurtalık kanseri saptandıysa bu konuda (Jinekolojik onkoloji) deneyimli kadın-doğum uzmanları tarafından ameliyatınız başarı ile yapılacaktır. Ameliyattan sonra hastalığınızın evresi konusunda bilgi almaktan çekinmeyiniz.
  • Yine ameliyat sonrası koruyucu kemoterapi konusunda bilgi almak ve gerekiyorsa kemoterapi almak için mutlaka bir Tıbbi Onkoloji uzmanına başvurunuz.
  • Over kanserinde, hastalığınızın seyri boyunca arka arkaya birkaç operasyon geçirebilirsiniz, bunu olumsuz bir gidiş gibi düşünmeyiniz.

VÜCUDUMUZDA SAPTANAN KİTLELER

Kitle vücutta normalde bulunmayan şişlik veya yumru olarak tanımlanabilir. Vücutta her şişlik tümör anlamına gelmez. Herhangi bir kaza ya da travma sonrası da hematom dediğimiz cilt altına kanamalar olabilir, bunlar o bölgede bir şişlik oluşturabilir ve bu zamanla geçer. Yine bir iltihaba bağlı olarak oluşan abse gibi şişlikler de tedaviyle tamamen geçen oluşumlardır.

Bilinen hiçbir dış neden yokken vücutta herhangi bir bölgede saptanan kitleler patolojiktir ve incelenmesi gerekir. Bu kitleler iyi huylu bir gelişme olabileceği gibi kötü huylu (habis, malign) bir tümöre de ait olabilirler. Kitlelere en çok kadınlarda memede, her iki cinste boyunda, koltuk altında, kasıklarda, karında veya kol ve bacaklarda rastlanır. Ayrıca erkeklerde testiste kitle fark edilebilir. Bazı kitlelere ise vücudun herhangi bir yerinde deri altında rastlanır. Bir kısım kitleler ise dışarıdan muayenede saptanmaz, herhangi bir check-up sırasında, radyolojik incelemelerle ortaya konur; örneğin rahimde, karaciğerde, pankreasta veya beyinde saptanan kitleler gibi.

Memede saptanan kitleler içinde fibroadenom ve kistler iyi huylu kitlelerdir. Fibroadenomlar daha çok gençlerde görülen, düzgün kenarlı ve hareketli, lastik kıvamında sertliği olan kitlelerdir. Kistler ise içi sıvı ile dolu oldukları için daha yumuşaktır. İçindeki sıvı arttıkça gerilmeleri nedeniyle ağrılı olabilirler.

Boyunda, koltuk altında, kasıklarda saptanan kitleler çoğu kez büyümüş lenf düğümlerine aittir. Halk arasında bunlara beze adı verilir. Boyunda ayrıca Tiroid bezine ait guatr dediğimiz yaygın veya nodüler (topak şeklinde) büyümeler de görülebilir ya da ele gelebilir.

Karında ele gelen kitleler çoğu kez organ büyümeleri (örneğin karaciğer, dalak büyümesi) ile ilgilidir. Erkeklerde, çoğunlukla ileri yaşlarda prostat büyümesi sonucu mesanede biriken idrar karında, göbek altında kitle izlenimi verebilir. Kadınlarda aynı bölgede ele gelen kitle, eğer hamilelik yoksa yumurtalık kist ve tümörlerinden olabilir. Bunların dışında doktor tarafından yapılan karın muayenesinde ele dağınık kitleler geliyorsa bunlar karın zarına (peritona) yayılmış bir tümöre ait olabilir. Karnın tümüyle büyümesi, şişmesi ise karın içinde asit dediğimiz sıvı toplanmaları sonucu olabilir.

Deri altında saptanan kitleler bazen çocukluktan beri bulunan kalıtsal yapılar (lipom, fibrom) olabilirler; bunlar iyi huylu kitlelerdir.

Genel olarak iyi huylu kitleler uzun süredir aynı büyüklükte kalan, çapları zaten 1-2 cm. yi geçmeyen, hareketli, yumuşak veya orta sertlikte yapılardır. Örneğin çene altında veya kasıkta bir enfeksiyon sonrası oluşmuş lenf düğümü büyümeleri gibi. Memedeki fibroadenom ve kistler de böyledir. Yine genel olarak kötü huylu tümörler (yani kanser ya da sarkomlar) kısa sürede büyüyen, bazan 5-10 cm gibi çok büyük çaplara ulaşan, beklemekle küçülmeyen, büyüdükçe çevre dokuya uzanarak hareketi azalan, komşu dokuların şeklini ve işlevini bozan kitlelerdir. Büyüdükçe ağrılı olabilirler. Bununla birlikte, bir kitlenin iyi huylu ya da kötü huylu olup olmadığı sadece muayene ile anlaşılmaz. Doktorlar muayenede saptadıkları bir kitlenin iyi ya da kötü huylu olduklarını iyi bir öykü alıp dikkatli bir fizik muayene yaptıktan ve gerekli gördükleri tetkikleri inceledikten sonra ortaya koyarlar. Özellikle de bir kitlenin kötü huylu olduğundan kuşkulanırlarsa bunun kesin tanısı ancak biyopsi ve patolojik inceleme ile konulabilir. Patolog tarafından mikroskop altında değerlendirilip adı konmadan hiçbir kitleye kesin olarak habis tümör ya da kanser denilemez. Sadece radyolojik görüntülemelerle kanser tanısı konmaz; ancak kuşkulanılabilir. Habis tümör tanısı konulan kitlelerin de köken aldığı organ ve hücre tipine göre pek çok tipi vardır. Bunların tedavileri de birbirlerinden farklıdır.

Vücudumuzun herhangi bir yerinde ya da bir iç organda kitle saptandığında mutlaka doktora başvurmalı ve gereken tetkikler (kan tetkikleri, radyolojik incelemeler v.b.) yaptırılmalıdır. İyi huylu kitlelerde, eğer bası belirtileri (ağrı, ödem v.b.) yoksa sadece takip yeterli olabilir. Kötü huylu bir kitle (kanser ya da sarkom) saptandığında vakit geçirmeden bir onkoloğa başvurulması ve onun çizeceği plan doğrultusunda tedaviye başlanması gerekir. Erken tanının yanı sıra güncel standart tedavi çoğu kez hayat kurtarıcıdır. Günümüzde genel olarak kanserde şifa oranı % 60-65 arasındadır.