AKCİĞER KANSERİ

Akciğer kanseri dünyada erkeklerde en sık görülen kanserdir. Gelişmiş ülkelerde erkeklerde ve kadınlarda ikinci sıklıkta görülen, kansere bağlı ölümler içerisinde ise ilk sırada yer alan bir kanser tipidir. Akciğer kanserleri esas olarak iki ana gruba ayrılır; 1) Küçük hücreli akciğer kanseri, 2) Küçük hücreli dışı akciğer kanserleri (adenokanser, yassı epitel hücreli kanser, büyük hücreli kanser, bronkoalveoler kanser v.b.).

Risk Faktörleri Nelerdir?

  • Sigara, puro, pipo (tütün) içimi: Akciğer kanserinin bugün ispatlanmış olan en önemli risk faktörüdür. Gelişmiş ülkelerde sigara içiminin başarılı olarak önlenmesi sayesinde, bu ülkelerde akciğer kanseri sıklığı oldukça azalmıştır. Sigarayı bıraktıktan 5 yıl sonra risk azalmakta, ancak tamamen bitmemektedir. Sigarayı içmeyen ancak çevresinde içilen kişiler de aynı şekilde bu riski taşırlar. Bu nedenle akciğer kanserini önlemenin en iyi yolu sigaraya hiç başlamamaktır!
  • Asbest: Madenlerde, gemi yapımında, yalıtım malzemesi olarak kullanılır. Solunum yollarında uzun süreli tahriş oluşturur.
  • Radon: Evlerde, toprakta doğal olarak bulunan, kokusuz radyoaktif bir gazdır.
  • Verem hastalığı (tüberküloz): Bu hastalığın yerleştiği akciğer alanında sonradan akciğer kanseri gelişebilir.
  • Daha önceden akciğer kanseri geçirmiş olmak: Bir kere akciğer kanseri tanısı almış ve tedavi olmuş kişilerde daha sonra ikinci bir kanser gelişme riski vardır. Sigara içmek bu riski ayrıca arttırır.

Belirtileri Nelerdir?

Akciğer kanserleri sinsi seyreder; bu nedenle de çoğu kez teşhiste gecikmelere yol açar. Sigara kullanan ve buna bağlı kronik bronşiti olanlarda, öksürük ve balgam şikayetlerinin süreklilik kazanması, balgamda kan görülmesi, giderek artan nefes darlığı, özellikle sırtta kürek kemiklerinin arasına veya omuzlara yayılan batıcı nitelikte göğüs ağrısı kanser için şüphe uyandırması gereken belirtilerdir. İştahsızlık, halsizlik, kilo kaybı ve terleme de görülebilir.

Tanı Nasıl Konur?

Öncelikle basit bir akciğer grafisi çekilir; bu filmde akciğerde kitle görülür. Daha sonra bilgisayarlı tomografi eşliğinde ya da bronkoskopi denilen işlem yapılarak görülen kitleden biyopsi yapılır ve patolog tarafından tanı konur. Daha sonra çeşitli tetkikler (BT, MRI, kemik sintigrafisi gibi) yapılarak hastalığın hangi evrede olduğu tespit edilir.

Hastalık Aşamaları (Evreleri) Nelerdir?

  • Evre 1: Hastalık akciğerin sadece küçük bir kısmındadır,
  • Evre 2: En yakın lenf düğümlerine atlamıştır,
  • Evre 3: Hastalık akciğeri saran zara (plevra) veya iki akciğer arasındaki mediasten denen boşluğa veya buradaki lenf düğümlerine yayılmıştır,
  • Evre 4: Hastalık karaciğer, kemik, böbrek üstü bezi gibi uzak organlara yayılmıştır.

Tedavisi Nasıldır?

Küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinin esas tedavisi cerrahidir. Erken evrelerde (evre 1 ve 2, bazı evre 3 hastalar) ameliyatla tümörlü doku, etraftan bir miktar sağlam doku ile birlikte çıkarılır. Bazen içinde tümörün bulunduğu tüm akciğer lobu çıkartılabilir. Ameliyatla çıkarılması mümkün olmayan evre 3 akciğer kanserinin esas tedavisi ışın tedavisi (radyoterapi) ve ilaç tedavisi (kemoterapi)’dir. Bu iki yöntem sırayla uygulanır.

Küçük hücreli akciğer kanserinin esas tedavileri ise kemoterapi ve radyoterapidir. Nadiren çok küçük çaplı tümörlerde cerrahi uygulanabilir. Kemoterapiye çok duyarlı bir tümör olmasına rağmen tekrarlama riski yüksektir.

KANSER TANISI NASIL KONULUR? HASTA VE YAKINLARINA DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

Kanserin kesin tanısı biyopsi yani tümörden parça alınarak konur. Alınan doku parçası patologlar tarafından incelenir, kanserin hangi organdan çıktığı ve tipi belirlenir. Bu yapılmadan hiçbir hastaya yüzde yüz kanser olduğu söylenemez. Fizik muayene, laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri (Radyoloji ve Nükleer Tıp) tanıya yol gösteren ve hastalığın evresini belirlemede yardımcı olan işlemlerdir.

Kanserle ilgili bilim dalı Onkoloji‘dir. Onkoloji tümör bilimi demektir. Kanserin oluşumu, sıklığı, nedenleri, tanısı, tedavisi ve korunmasıyla ilgili bilim dalıdır.

Kanserin tanısı, tedavisi, toplumdaki sıklığı ve taranması ile kanserden korunma konularında uzmanlaşmış olan hekime Onkolog denir. Kanserin ilaçla tedavisi konusunda uzmanlaşmış hekime Tıbbi (Medikal) Onkolog, ışınla (radyasyonla) tedavisi konusunda uzmanlaşmış hekime de Radyasyon Onkoloğu adı verilir. Tıbbi Onkologlar aynı zamanda İç Hastalıkları uzmanıdır. Çocuk tümörleri konusunda uzmanlaşmış olan Çocuk hastalıkları uzmanlarına da Pediatrik Onkolog adı verilir. Cerrahi ve Jinekolojik Onkologlar ise kanserin onkoloji ilkeleri çerçevesinde ameliyat edilmesi konusunda uzmanlaşmış hekimlerdir. Jinekolojik onkologlar kadın genital sistem tümörleri (rahim, yumurtalık v.b.) konusunda uzmanlaşmış cerrahlardır. Kısaca Onkolog, kanser şüphesinde tanı, tedavi ve yönlendirme için ilk başvurulacak hekimdir.

Kanser tanısı konulduktan sonra bireye ve yakınlarına düşen en önemli görev panik yapmadan bir onkoloji uzmanına başvurmak olmalıdır. Ülkemizde artık bir çok ilimizde onkoloji uzmanı bulunmaktadır.  Hangi organ kanseri olursa olsun onkoloji uzmanları kanser tedavisi konusunda yetişmiş ve kendilerini sürekli olarak yenilemek zorunda olan uzmanlardır. Son yıllarda kanser tedavisi yeni gelişmelere paralel olarak sık değişmeler göstermektedir. Onkoloji uzmanları bir ekip anlayışı içerisinde  hastayı güncel standart tedavi protokolleri çerçevesinde ele alarak tedavisini yönetirler. Onkologlar, kanser tipine göre tedavi ekibinin içerisinde yer alacak olan tüm branşlarla (Cerrahi, Gastroenteroloji, Göğüs hastalıkları, KBB, Üroloji, Kadın-Doğum, Nöroloji, Nükleer Tıp, Girişimsel Radyoloji, Psikiyatri, Algoloji v.b.) işbirliği yaparlar.

İlk tedavisi ameliyat olan tümörlerde (Mide, Kalın barsak, Pankreas gibi) cerrahın bu alanda deneyimli olup olmadığı son derece önemlidir; yaşamsal önemi vardır. Yapılan çalışmalar çok sayıda kanser ameliyatı yapan deneyimli cerrahların hastalarında nüks oranının daha az olduğunu ve hastalarının daha uzun yaşadığını göstermiştir. Bu, özellikle kalın barsak kanserlerinde çok belirgindir. Operasyon sırasında onkoloji prensiplerine uygun davranmak, örneğin karın boşluğuna tümör hücreleri dökülmesine engel olmak, cerrahi sınırlarda tümör bırakmamaya özen göstermek, yeterli lenf düğümü çıkarmak gibi standartlar son derece önemlidir. Benzer şekilde, rahim veya yumurtalık ameliyatlarının da usulüne uygun olarak yapılması hem doğru tedavi, hem de doğru evreleme için çok önemlidir. Bir diğer konu, ameliyattan sonra hastayı, ek bir tedavi (ilaç ya da ışın tedavisi) gerekip gerekmediği konusunda değerlendirmek üzere onkoloğa yönlendirmektir. Günümüzde bir çok tümörde cerrahi öncesi ve sonrası ek tedaviler sağkalımı arttırmaktadır. Bu yönlendirmeyi yapmak da yine kanser ameliyatını gerçekleştiren cerrahın onkoloji bilgisi ve deneyimi ile yakından ilişkilidir. Ameliyattan sonra, hastayı onkoloji uzmanına danışmadan eve göndermek günümüzde yapılan en önemli yanlış uygulamalardan birisidir.