MİDE KANSERİ

Mide kanseri, 2012 istatistik verilerine göre tüm dünyada erkeklerde akciğer, prostat ve kolorektal kanserden sonra dördüncü, kadınlarda ise 6. sırada görülen bir kanser türüdür. Gelişmiş ülkelerde büyük ölçüde kontrol altına alınmış olup halen gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Coğrafi ve etnik dağılımı da çok farklıdır; en çok doğu Asya (Japonya, Kore ve Çin), doğu Avrupa ve Güney Amerika ülkelerinde görülmektedir.

İki Farklı Tip Kanser:

Günümüzde mide kanserinin yerleşim yerine göre iki farklı tipi olduğu kabul edilmektedir;

  1. Proksimal kanser: Midenin yemek borusuna komşu olduğu bölgeden gelişen kanserler. Bunların reflü hastalığı, obezite, alkol ve sigara ile yakın ilişkisi vardır ve gelişmiş ülkelerde en sık bu tip görülür. Bu tip, erkeklerde ve gençlerde daha fazladır.
  2. Distal kanser: Midenin on iki parmak bağırsağına komşu alt kısmından çıkan kanserler. Esas olarak  Helicobacter pylori  enfeksiyonu ve gastrit ile ilişkili olan ve gelişmemiş ülkelerde görülen kanserlerdir. Bu tip daha çok ileri yaşta görülür.

Risk Faktörü Olarak Beslenme Tarzı:

Tuz ve tuzlu yiyecekler, tuzlanarak korunan gıdalar (salamura v.b.) mide kanseri için risk taşımaktadır. Katkı maddesi olarak nitrat ve nitrit içeren gıdalar aynı şekilde sakıncalıdır. Tarımda nitratlı gübrelerin aşırı kullanılmamasına özen gösterilmelidir. Yeşil yapraklı sebzeler ve C vitamininden zengin meyveler koruyucu etki göstermektedir.

Belirti ve Bulgular:

Erken dönemlerde sindirim bozukluğu, midede şişkinlik ve gaz yakınması görülebilir. Daha sonra bunlara iştahsızlık, halsizlik, bulantı, kusma ve mide bölgesinde ağrılar eşlik edebilir. Nedeni açıklanamayan kilo kayıplarında mide mutlaka incelenmelidir. İleri evre vakalarda sarılık ve karında sıvı toplanması ortaya çıkabilir.

Tanı Nasıl Konur, Hangi Tetkikler Yapılır?

Baryumlu mide grafisi tümörü gösterebilir, ancak kesin tanı endoskopi (gastroskopi) ve biyopsi ile konur. Evreleme için bilgisayarlı tomografi v.b. görüntüleme tetkikleri yapılır. Laboratuar incelemelerinde kansızlık görülen bir hastada dışkıda gizli kan tetkiki bazen ilk uyarıcı bulgu olabilir.

Tedavisi:

Erken evrede kesin tedavisi ameliyattır. Midenin tümü ya da bir kısmı, komşu lenf düğümleri ile birlikte çıkarılır. Ameliyatın, bu konuda deneyimli merkezlerde yapılması esastır. Ameliyat sonrası koruyucu olarak operasyon bölgesine radyoterapi verilirken aynı zamanda sistemik kemoterapi uygulanır (kemo-radyoterapi). Sadece kemoterapi de ek tedavi seçeneklerinden birisidir ve ameliyat öncesi başlanıp ameliyattan sonra bir süre daha devam edilir. Ameliyat yapılamayan vakalara gıda geçişini sağlamak için mideye stent tatbik edilebilir. Başta karaciğer olmak üzere diğer organlara yayılmış vakalarda semptomları gidermek için kemoterapi, kanama kontrolü için radyoterapi yapılabilir. Son yıllarda yaygın hastalıkta immünoterapi çalışmaları ve hedefe yönelik ilaçlar ümit verici sonuçlar vermeye başlamıştır.

BEŞ YILLIK SAĞKALIM NE DEMEKTİR?

Biz onkologların çok sık olarak kendi aramızda kullandığımız, ama zaman zaman hasta ve hasta yakınlarının da duyduğu bir kavram vardır; beş yıllık sağkalım! Bu yazıda bu kavramın ne olduğunu örnekleriyle göreceğiz. Önce ne olmadığını söyleyelim; bu kavram kesinlikle, bir kanser hastasının en fazla ya da en az 5 yıl yaşayacağı anlamına gelmez. Zaten, kanser uzmanı bile olsa, hiçbir hekimin, tek bir birey olarak hiçbir hastanın ne kadar süre yaşayacağını bilmesi olanaksızdır. Benzer vakalara dayanılarak sadece ortalama bir tahmin yapılabilir; daha ilerisini ancak kahinler ya da falcılar ortaya atabilir.

Beş yıllık sağkalım kavramı, kanser tedavisi ile uğraşan araştırıcıların belirledikleri, kanser tedavisindeki başarıyı ölçmek amacıyla kullanılan bir istatistik kriterdir, bilimsel bir kavramdır. Bu aslında, matematiksel bir orandır; örneğin herhangi bir kanser türünde, belli bir evrede 100 hastamız olsun. Uygulanan bir tedavi ile bu kanser türünde 5 yıllık sağkalım % 60 dediğimiz zaman, bu 100 hastanın 5 yıl sonunda 60’ının hayatta kaldığı, 40’ının ise vefat ettiği anlamına gelir. Eğer istenirse, sadece 5 yıllık değil, bir, iki, üç, hatta 10 yıllık sağkalımlar da ifade edilebilir.

Bu kavramı kullanmak ne işe yarar?

Bu kavram, yukarıda belirttiğimiz gibi, bilinen bir kanser türünde, belli bir evrede, belli bir tedavi ile 5 yılda hayatta kalma oranını gösterir. Faydası şudur; eğer yeni bir tedavi ortaya çıkmışsa, bu tedavinin o zamana kadar kullanılmakta olan standart tedaviye göre üstün mü, eşit mi, yoksa işe yaramaz mı olduğunu göstermeye yarar. İki tedaviyi karşılaştırırken kullandığımız en sağlam ölçütlerden birisidir. Yukarıdaki örneğe dönelim. Standart tedavi ile 5-yıllık sağkalım % 60 olsun. Eğer yeni olarak ortaya sürülen tedaviniz 5 yılda, aynı tanıyı almış, aynı özellikte 100 hastanın örneğin 70’ini kurtarıyorsa üstün, 55-60’ını kurtarıyorsa eşit etkili, ancak 30-40’ını kurtarabiliyorsa başarısız bir tedavi olduğunu söyleyebilirsiniz. Standart tedavilerin değişip değişmemesi bu tür araştırmalar sonucunda belli olur. Kanserde, iki tedaviyi karşılaştıran araştırmalar yüzlerce hasta üzerinde yapılan ve çoğu kez beş yıllık bir takip sonucunda sağkalım oranlarının hesaplanmasıyla sonuçlanan çalışmalardır. Buradan da anlaşılabileceği gibi yeni bulunan bir ilacın piyasaya çıkması hemen olmaz; bu, uzun zaman alan, masraflı ve emek gerektiren bir olaydır.

Bilimsel yöntem çok basit olarak böyle çalışır. Yoksa alternatif olarak her gün yeni bir ilaç bulduğunu iddia edenler herhangi bir karşılaştırma yapmaksızın sadece iki üç vakayı ileri sürerek başarılı olduklarını söylemektedir. Dikkat edilirse, hiçbir alternatifçi, yüzde olarak, bırakın beş yılı, bir yıllık bile sağkalım oranı veremez, bunu kanıtlayamaz. İddia ettiği tedavinin başarılı olup olmadığı ancak bilimsel yöntem kullanılarak kanıtlanabilir.

Günümüzde 5 yıllık sağkalım oranı yüksek olan kanserler hangileridir?

Bu gün dünyada yılda ondört milyon yeni kanser vakası ortaya çıkmakta ve yine her yıl yaklaşık olarak sekiz milyon insan kanserden kaybedilmektedir. Standart, bilimsel tedavi yöntemleri ilegünümüzde kanserde şifa oranı % 60-65 arasındadır.

Erken evrede, yani henüz başka organlara yayılmadan teşhis edilmiş bazı kanserlerde beş yıllık sağkalım oranı yüksektir; % 85-100 arasındadır. Bunların içerisinde başta Hodgkin hastalığı olmak üzere lenfomaların çoğu, testis, rahim ve rahim ağzı kanserleri, bir kemik tümörü olan Ewing sarkomu, kalın bağırsak, cilt ve meme kanserleri sayılabilir. Yapılan araştırmalara göre bu oran erken evre meme kanserinde % 97, kalın bağırsak kanserinde % 90, serviks kanserinde % 92, prostat kanserinde ise % 100 olarak bildirilmiştir. Cilt kanserleri içerisinde 5 yıllık sağkalımı % 100’e yakın olan kanserler erken evre bazal hücreli ve yassı epitel hücreli kanserlerdir.

Hangi kanserlerde beş yıllık sağkalım oranı düşüktür?

Genel olarak, erken evrede yakalanamamış, erken evrede teşhis edilmiş fakat çeşitli nedenlerle ya hiç tedavi edilememiş ya da güncel, doğru, standart tedaviyi görmemiş ve bir süre sonra nüksetmiş vakalarda, ilerlemiş, yayılmış bazı organ kanserlerinde (pankreas, karaciğer, yemek borusu ve mide gibi) bu oran % 50’nin altındadır. Burada kişinin bünyesine ait faktörlerin de önemi büyüktür. Örneğin sigara, alkol gibi kanser yapıcı alışkanlıklara devam etmek, kronik depresyon, yetersiz ve dengesiz beslenmek, tedavi ve kontrollere düzenli gitmemek kanserin ilerlemesinde rol oynayan faktörlerdendir.

Kanser tedavisinde başarı erken tanının yanı sıra, uygun, doğru, güncel standart tedavilerin yapılmasına bağlıdır. 1900’lü yıllarda çok az kanser hastası uzun yaşam umudu taşırken bugün kanser tanısı konulan 10 hastadan 6’sının tanıdan sonra 5 yıl hayatta kalma şansı vardır.

Hastalara ve hasta yakınlarına öneriler:

Kanser akut bir enfeksiyon hastalığı gibi değildir. Yani teşhis konulup kısa süreli bir antibiyotik almaya benzemez. Kanser tanısı konulduğu zaman sadece tedaviler için değil, en azından kontroller için uzun süreli bir yolun başında olduğunuzu, bazan da kronik bir hastalık gibi (şeker hastalığı, hipertansiyon gibi) size uzun süre eşlik edebileceğini bilmelisiniz. Bir çok organ kanserinde (kalın bağırsak ve mide gibi), ameliyattan sonra tekrarlamalar açısından ilk üç yıl çok önemlidir. Bu nedenle ilk üç yıl boyunca sık aralıklarla kontroller yapılır, nüks belirtileri bulunup bulunmadığı araştırılır. Doktorunuzun size önereceği bu tür kontrolleri zamanında yaptırmayı ihmal etmeyiniz. Kanserde iyi bir sonuç almak için güçlükler ancak sabır ve güvenle aşılabilir.