KARACİĞER KANSERLERİ

Karaciğerde oluşan kanserlerin esas olarak iki tipi vardır:

  1. Primer karaciğer kanseri: Karaciğerin kendi hücrelerinden oluşur.
  2. Kolanjiyokanser: Safra yolları hücrelerinden köken alır.

Primer karaciğer kanseri dünyada özellikle doğu Asya ülkelerinde sıktır; yılda 1 milyona yakın yeni vaka görülmektedir.

Risk Faktörleri:

  • Hepatit B ve C,
  • Siroz,
  • Aflatoksin içeren küflü yiyecekler,
  • Alkol

Primer karaciğer kanserleri aşı ile önlenebilen kanserlerdendir. Toplumda Hepatit B aşısının düzenli olarak yapılmasının karaciğer kanserleri sıklığını azalttığı gösterilmiştir.

Belirti ve Bulgular:

Karında kitle hissedilmesi ve ağrı, iştahsızlık, bulantı, açıklanamayan kilo kaybı, sağ omuza vuran ağrı ve sarılık en önemli belirtilerdir.
Tanı için muayene ve laboratuar tetkiklerinin yanı sıra ultrason, bilgisayarlı tomografi ve MRI yapılarak karaciğerdeki kitle görüntülenir. Kesin tanı biyopsi ile konur. Kan tetkikleri içerisinde, bazı vakalarda AFP tetkiki yüksek bulunur. Ayrıca akciğer grafileri ve tüm vücut kemik sintigrafisi yapılarak hastalığın akciğer ve kemiklere yayılıp yayılmadığı değerlendirilir.

Evreleri (Aşamaları):

Hastalık çok basitçe; 1) Karaciğer içinde sınırlı, 2) Karaciğerde ilerlemiş ve 3) Diğer organlara yayılmış olarak üç evreye ayrılabilir. Tedavide en yüz güldüren grup birinci gruptur.

Tedavisi:

Esas tedavisi cerrahidir. Karaciğer içinde sınırlı kalmış tümörler karaciğerin o bölgesinin ameliyatla çıkarılması ile tedavi edilir. Karaciğer kendini yenileyebilen bir organdır. Ancak bu tür başarılı ameliyatlar maalesef çok az vakada mümkün olabilmektedir. Vakaların yarısından fazlasında siroz eşlik etmektedir. Eğer uygun verici (donör) bulunursa karaciğer transplantasyonu yine bu erken evre vakalar için düşünülebilir. Cerrahi şansı olmayan vakalarda karaciğerdeki tümörlerin yerine ve büyüklüğüne göre “perkütan etanol enjeksiyonu”, “radyofrekans ablasyon”, “kriyoterapi” gibi tedavilerden uygun olanı seçilir. Bu tedaviler dışarıdan, karaciğer üzerindeki ciltten özel bir iğne ile direkt tümör içine girilerek yapılır. Bir diğer tedavi yöntemi, tıpkı anjiyografi yapılır gibi kasıktan atardamar içine girilerek karaciğerde tümörü besleyen damarlar içine ilaç ve tıkayıcı madde vermektir, buna “kemo-embolizasyon” adı verilir. İleri evre vakalarda hedefe yönelik ilaçlardan sorafenib’in sağkalımı uzattığı gösterilmiştir.

ALKOL VE KANSER

Alkollü içki tüketimi ağız boşluğu, yutak, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, meme ve büyük olasılıkla da kalın bağırsak kanseri riskini arttırmaktadır. Risk artışı, alkollü içkinin türünden çok direkt alkolle ilişkili gibi görülmektedir. Bireyin alkol tüketimi az, orta ve fazla miktarda olmak üzere pratik olarak üç grupta incelenmektedir. Günde 1 kadeh alkol alımı az tüketim, 2 kadeh alkol alımı orta miktarda tüketim olarak kabul edilmektedir. Fazla alkol tüketimi diyebilmek için kişinin her gün, günde 2 kadehten fazla alkol alımı anlaşılmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz organ kanserlerinin ortaya çıkma riski esas olarak fazla miktarda alkol tüketimi ile ilişkilidir. Sadece, meme kanserlerinin % 10’u az alkol tüketimi ile de ilişkili bulunmuştur. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, meme ve kolon kanseri riskinin, alkol tüketiminin yanı sıra gıdalarla yetersiz folik asit alanlarda arttığını göstermiştir.

Ağız boşluğu, yutak, gırtlak ve yemek borusu kanserlerinde alkolün kanser yapıcı etkisi sigara kullanımı ile daha da artmaktadır. Günde 2 paket sigara içen ve 4 kadehten fazla alkol alan kişilerde yemek borusu kanseri oluşması riski bu alışkanlıkları olmayanlara oranla yaklaşık olarak 40 kat artmaktadır. Karaciğer kanseri ise gelişmiş ülkelerde (örneğin Fransa’da) alkolik sirozla çok yakından ilişkilidir.

Alkolle kanser ilişkisi, alkol miktarı ile doğru orantılıdır; alkol dozunun artması ile risk artmaktadır. Oysa sigara ile kanser ilişkisi farklıdır; sigara dumanına her türlü maruziyet (aktif ya da pasif olsun) sağlık için zararlıdır.

Alkol Tüketiminin Kontrolü:

A.B.D.’de her yıl 85000 ölüm direkt ya da dolaylı olarak alkol tüketimine bağlı olarak görülmekte olup alkol kullanımına bağlı yıllık maliyet 185 milyar doları bulmaktadır. Alkol ve sigara, her ikisi de insan sağlığı için toksiktir. Her ikisinin de tüketimi gelişmekte olan ülkelerde ekonomik gelişme ile birlikte artmaktadır. Gelişmiş ülkeler sigaraya karşı etkin önlemler almışlar ve bu ülkelerde sigara karşıtı kampanyalar akciğer kanserinden ölümlerin azalmasını sağlamıştır, fakat fazla alkol tüketimine karşı mücadele henüz yetersizdir. Alkol tüketimi çok yönlü sosyal bir olaydır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün de belirttiği gibi, dünyada sadece bazı İslam ülkelerinde toplumda alkol satışı ve tüketimi yasaklanmıştır. Bunların dışında bir çok ülkede yemeklerde şarap ikramı sosyal bir norm olarak kabul edilmektedir. Bazı ortamlarda ise alkol derecesi yüksek içkiler sıkça tüketilmektedir. Bu nedenle ulusal kanser kontrol programları içerisinde fazla alkol tüketimine karşı kampanyalar sadece bireylerin uyarılması şeklinde yürütülmektedir. Bu konuda sağlık yöneticilerine düşen görev öncelikle halkın eğitimi, çocukların ve gençlerin korunması olmalıdır. Ayrıca alkollü içkilerden alınan vergilerin arttırılması, alkol satışı yapılan birey yaşının yükseltilmesi, alkollü içki tüketilen yerlerin kısıtlanması, alkol satışlarında devlet tekelinin bulunması gerektiği DSÖ’nün önerileri arasında yer almaktadır. Ayrıca, alkol bağımlılığı olanlara ilgili uzmanlıklarca ve sosyal kurumlar tarafından gereken yardım yapılmalıdır.

Kaynaklar:

  1. www.who.int/topics/cancer
  2. Saitz R: Unhealthy alcohol use, N Eng J Med, 352:596-607, 2005.