BEŞ YILLIK SAĞKALIM NE DEMEKTİR?

Biz onkologların çok sık olarak kendi aramızda kullandığımız, ama zaman zaman hasta ve hasta yakınlarının da duyduğu bir kavram vardır; beş yıllık sağkalım! Bu yazıda bu kavramın ne olduğunu örnekleriyle göreceğiz. Önce ne olmadığını söyleyelim; bu kavram kesinlikle, bir kanser hastasının en fazla ya da en az 5 yıl yaşayacağı anlamına gelmez. Zaten, kanser uzmanı bile olsa, hiçbir hekimin, tek bir birey olarak hiçbir hastanın ne kadar süre yaşayacağını bilmesi olanaksızdır. Benzer vakalara dayanılarak sadece ortalama bir tahmin yapılabilir; daha ilerisini ancak kahinler ya da falcılar ortaya atabilir.

Beş yıllık sağkalım kavramı, kanser tedavisi ile uğraşan araştırıcıların belirledikleri, kanser tedavisindeki başarıyı ölçmek amacıyla kullanılan bir istatistik kriterdir, bilimsel bir kavramdır. Bu aslında, matematiksel bir orandır; örneğin herhangi bir kanser türünde, belli bir evrede 100 hastamız olsun. Uygulanan bir tedavi ile bu kanser türünde 5 yıllık sağkalım % 60 dediğimiz zaman, bu 100 hastanın 5 yıl sonunda 60’ının hayatta kaldığı, 40’ının ise vefat ettiği anlamına gelir. Eğer istenirse, sadece 5 yıllık değil, bir, iki, üç, hatta 10 yıllık sağkalımlar da ifade edilebilir.

Bu kavramı kullanmak ne işe yarar?

Bu kavram, yukarıda belirttiğimiz gibi, bilinen bir kanser türünde, belli bir evrede, belli bir tedavi ile 5 yılda hayatta kalma oranını gösterir. Faydası şudur; eğer yeni bir tedavi ortaya çıkmışsa, bu tedavinin o zamana kadar kullanılmakta olan standart tedaviye göre üstün mü, eşit mi, yoksa işe yaramaz mı olduğunu göstermeye yarar. İki tedaviyi karşılaştırırken kullandığımız en sağlam ölçütlerden birisidir. Yukarıdaki örneğe dönelim. Standart tedavi ile 5-yıllık sağkalım % 60 olsun. Eğer yeni olarak ortaya sürülen tedaviniz 5 yılda, aynı tanıyı almış, aynı özellikte 100 hastanın örneğin 70’ini kurtarıyorsa üstün, 55-60’ını kurtarıyorsa eşit etkili, ancak 30-40’ını kurtarabiliyorsa başarısız bir tedavi olduğunu söyleyebilirsiniz. Standart tedavilerin değişip değişmemesi bu tür araştırmalar sonucunda belli olur. Kanserde, iki tedaviyi karşılaştıran araştırmalar yüzlerce hasta üzerinde yapılan ve çoğu kez beş yıllık bir takip sonucunda sağkalım oranlarının hesaplanmasıyla sonuçlanan çalışmalardır. Buradan da anlaşılabileceği gibi yeni bulunan bir ilacın piyasaya çıkması hemen olmaz; bu, uzun zaman alan, masraflı ve emek gerektiren bir olaydır.

Bilimsel yöntem çok basit olarak böyle çalışır. Yoksa alternatif olarak her gün yeni bir ilaç bulduğunu iddia edenler herhangi bir karşılaştırma yapmaksızın sadece iki üç vakayı ileri sürerek başarılı olduklarını söylemektedir. Dikkat edilirse, hiçbir alternatifçi, yüzde olarak, bırakın beş yılı, bir yıllık bile sağkalım oranı veremez, bunu kanıtlayamaz. İddia ettiği tedavinin başarılı olup olmadığı ancak bilimsel yöntem kullanılarak kanıtlanabilir.

Günümüzde 5 yıllık sağkalım oranı yüksek olan kanserler hangileridir?

Bu gün dünyada yılda ondört milyon yeni kanser vakası ortaya çıkmakta ve yine her yıl yaklaşık olarak sekiz milyon insan kanserden kaybedilmektedir. Standart, bilimsel tedavi yöntemleri ilegünümüzde kanserde şifa oranı % 60-65 arasındadır.

Erken evrede, yani henüz başka organlara yayılmadan teşhis edilmiş bazı kanserlerde beş yıllık sağkalım oranı yüksektir; % 85-100 arasındadır. Bunların içerisinde başta Hodgkin hastalığı olmak üzere lenfomaların çoğu, testis, rahim ve rahim ağzı kanserleri, bir kemik tümörü olan Ewing sarkomu, kalın bağırsak, cilt ve meme kanserleri sayılabilir. Yapılan araştırmalara göre bu oran erken evre meme kanserinde % 97, kalın bağırsak kanserinde % 90, serviks kanserinde % 92, prostat kanserinde ise % 100 olarak bildirilmiştir. Cilt kanserleri içerisinde 5 yıllık sağkalımı % 100’e yakın olan kanserler erken evre bazal hücreli ve yassı epitel hücreli kanserlerdir.

Hangi kanserlerde beş yıllık sağkalım oranı düşüktür?

Genel olarak, erken evrede yakalanamamış, erken evrede teşhis edilmiş fakat çeşitli nedenlerle ya hiç tedavi edilememiş ya da güncel, doğru, standart tedaviyi görmemiş ve bir süre sonra nüksetmiş vakalarda, ilerlemiş, yayılmış bazı organ kanserlerinde (pankreas, karaciğer, yemek borusu ve mide gibi) bu oran % 50’nin altındadır. Burada kişinin bünyesine ait faktörlerin de önemi büyüktür. Örneğin sigara, alkol gibi kanser yapıcı alışkanlıklara devam etmek, kronik depresyon, yetersiz ve dengesiz beslenmek, tedavi ve kontrollere düzenli gitmemek kanserin ilerlemesinde rol oynayan faktörlerdendir.

Kanser tedavisinde başarı erken tanının yanı sıra, uygun, doğru, güncel standart tedavilerin yapılmasına bağlıdır. 1900’lü yıllarda çok az kanser hastası uzun yaşam umudu taşırken bugün kanser tanısı konulan 10 hastadan 6’sının tanıdan sonra 5 yıl hayatta kalma şansı vardır.

Hastalara ve hasta yakınlarına öneriler:

Kanser akut bir enfeksiyon hastalığı gibi değildir. Yani teşhis konulup kısa süreli bir antibiyotik almaya benzemez. Kanser tanısı konulduğu zaman sadece tedaviler için değil, en azından kontroller için uzun süreli bir yolun başında olduğunuzu, bazan da kronik bir hastalık gibi (şeker hastalığı, hipertansiyon gibi) size uzun süre eşlik edebileceğini bilmelisiniz. Bir çok organ kanserinde (kalın bağırsak ve mide gibi), ameliyattan sonra tekrarlamalar açısından ilk üç yıl çok önemlidir. Bu nedenle ilk üç yıl boyunca sık aralıklarla kontroller yapılır, nüks belirtileri bulunup bulunmadığı araştırılır. Doktorunuzun size önereceği bu tür kontrolleri zamanında yaptırmayı ihmal etmeyiniz. Kanserde iyi bir sonuç almak için güçlükler ancak sabır ve güvenle aşılabilir.

KANSER TANISI NASIL KONULUR? HASTA VE YAKINLARINA DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?

Kanserin kesin tanısı biyopsi yani tümörden parça alınarak konur. Alınan doku parçası patologlar tarafından incelenir, kanserin hangi organdan çıktığı ve tipi belirlenir. Bu yapılmadan hiçbir hastaya yüzde yüz kanser olduğu söylenemez. Fizik muayene, laboratuvar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri (Radyoloji ve Nükleer Tıp) tanıya yol gösteren ve hastalığın evresini belirlemede yardımcı olan işlemlerdir.

Kanserle ilgili bilim dalı Onkoloji‘dir. Onkoloji tümör bilimi demektir. Kanserin oluşumu, sıklığı, nedenleri, tanısı, tedavisi ve korunmasıyla ilgili bilim dalıdır.

Kanserin tanısı, tedavisi, toplumdaki sıklığı ve taranması ile kanserden korunma konularında uzmanlaşmış olan hekime Onkolog denir. Kanserin ilaçla tedavisi konusunda uzmanlaşmış hekime Tıbbi (Medikal) Onkolog, ışınla (radyasyonla) tedavisi konusunda uzmanlaşmış hekime de Radyasyon Onkoloğu adı verilir. Tıbbi Onkologlar aynı zamanda İç Hastalıkları uzmanıdır. Çocuk tümörleri konusunda uzmanlaşmış olan Çocuk hastalıkları uzmanlarına da Pediatrik Onkolog adı verilir. Cerrahi ve Jinekolojik Onkologlar ise kanserin onkoloji ilkeleri çerçevesinde ameliyat edilmesi konusunda uzmanlaşmış hekimlerdir. Jinekolojik onkologlar kadın genital sistem tümörleri (rahim, yumurtalık v.b.) konusunda uzmanlaşmış cerrahlardır. Kısaca Onkolog, kanser şüphesinde tanı, tedavi ve yönlendirme için ilk başvurulacak hekimdir.

Kanser tanısı konulduktan sonra bireye ve yakınlarına düşen en önemli görev panik yapmadan bir onkoloji uzmanına başvurmak olmalıdır. Ülkemizde artık bir çok ilimizde onkoloji uzmanı bulunmaktadır.  Hangi organ kanseri olursa olsun onkoloji uzmanları kanser tedavisi konusunda yetişmiş ve kendilerini sürekli olarak yenilemek zorunda olan uzmanlardır. Son yıllarda kanser tedavisi yeni gelişmelere paralel olarak sık değişmeler göstermektedir. Onkoloji uzmanları bir ekip anlayışı içerisinde  hastayı güncel standart tedavi protokolleri çerçevesinde ele alarak tedavisini yönetirler. Onkologlar, kanser tipine göre tedavi ekibinin içerisinde yer alacak olan tüm branşlarla (Cerrahi, Gastroenteroloji, Göğüs hastalıkları, KBB, Üroloji, Kadın-Doğum, Nöroloji, Nükleer Tıp, Girişimsel Radyoloji, Psikiyatri, Algoloji v.b.) işbirliği yaparlar.

İlk tedavisi ameliyat olan tümörlerde (Mide, Kalın barsak, Pankreas gibi) cerrahın bu alanda deneyimli olup olmadığı son derece önemlidir; yaşamsal önemi vardır. Yapılan çalışmalar çok sayıda kanser ameliyatı yapan deneyimli cerrahların hastalarında nüks oranının daha az olduğunu ve hastalarının daha uzun yaşadığını göstermiştir. Bu, özellikle kalın barsak kanserlerinde çok belirgindir. Operasyon sırasında onkoloji prensiplerine uygun davranmak, örneğin karın boşluğuna tümör hücreleri dökülmesine engel olmak, cerrahi sınırlarda tümör bırakmamaya özen göstermek, yeterli lenf düğümü çıkarmak gibi standartlar son derece önemlidir. Benzer şekilde, rahim veya yumurtalık ameliyatlarının da usulüne uygun olarak yapılması hem doğru tedavi, hem de doğru evreleme için çok önemlidir. Bir diğer konu, ameliyattan sonra hastayı, ek bir tedavi (ilaç ya da ışın tedavisi) gerekip gerekmediği konusunda değerlendirmek üzere onkoloğa yönlendirmektir. Günümüzde bir çok tümörde cerrahi öncesi ve sonrası ek tedaviler sağkalımı arttırmaktadır. Bu yönlendirmeyi yapmak da yine kanser ameliyatını gerçekleştiren cerrahın onkoloji bilgisi ve deneyimi ile yakından ilişkilidir. Ameliyattan sonra, hastayı onkoloji uzmanına danışmadan eve göndermek günümüzde yapılan en önemli yanlış uygulamalardan birisidir.